Nehir dökülürken okyanusa –karanlık ve sessiz-
Gözyaşların bir
gece akıntısına karışıyor
Dağların ve
ormanların üzerinde yükselen gece
Nehirde süzülen
iki bedeni süslüyor
Bir cenaze alayı
gibi gidiyor peşlerinden yansıyan gece
Uğurlamak
için onları –sonsuza kadar kaybolacakları-
Bütün nehirlerin döküldüğü yere
Hatırla ilk
nefeslerini, bir şarkı dinler gibi dinlerdin
Gözlerine
baktığın köleliğinde, özgürlüğü düşler gibi düşlerdin
Alıp
götürdüğünde onları senden kirli yüzlü yabancı
Ağlarken
ölmekten korkmayı keşfettin
…ve her
baktığında Cortez’in merhametsiz gözlerine
Ruhunu sarıverdi
–sevginden bile daha kuvvetli- onun sevgisine
duyduğun nefretin
Nehir okyanusa dökülüyor karanlık ve
sessiz
Kıyısında bir kadın rüzgar gibi ağlıyor
Ancak bir ölünün olabileceği kadar pişman
…ve pişmanlığından çok sevgisi azap
veriyor
Hatırla o
geceyi, bir yangın büyüyordu
Bir Anka kuşu
büyüyormuş gibi kalbinde
Bir okyanus
kusacakmış gibi ağlamak istedin
Dokunmana izin
vermedikleri çocuklarını
Ölüm taşıyan gemilerin geldiği
O ülkeye götürmek istediklerinde
…ve gemiler
geldiğinde bütün görkemi sönen tanrılar
Kulağına
fısıldadılar o gece
Sefil olmuşluğun
acısı vardı, beyninde duyduğun seslerinde
Kurbanların
kesildiği ve ateşlerin yandığı o günleri özlercesine
Çocukların
gittiğinde o ülkeye –dediler- nehirler
kan akacak
Halkından
çalınmış bu çocuklar hepinizin felâketi olacak
Geri
döndüklerinde çocukların
–bize şeytan’ın ne olduğunu öğreten-
İspanya’dan
Demir
giyen adamların atları, Azteklerin üzerinde dolaşacak
Gözlerinde
birer damla yaş vardı, sevginden kalan tek şey
Onları
nehre bıraktığında, kıyameti getiremeyecek kadar masumlardı
Tanrılar
sessizliğe büründü sen rüzgârın sesini dinlerken
-çocuklarını
senden sonsuza dek götüren-
Doğdukları
gün, gizlice yüzlerini okşadığın ellerin
Birer
iz oldu boyunlarının etrafında
Yüzlerinde
–hâlâ yaşıyorlarmış gibi- bir korku ve şaşkınlık
Çünkü
masumlar ölüyken bile, öfkeli olamayacak kadar
…ve
uğruna çocuklarını öldürdüğün tanrılar
Yokluklarıyla
sana bir ızdırap bıraktılar
Nehir okyanusa dökülüyor –karanlık
ve sessiz-
Bir yok oluşa şahit olmuş
gökyüzü ve dağlar
Denize karışırken –kimsenin
olamadığı kadar- iki masum beden
Bir kadın artık
konuşulmayan bir dilde ağlar
****
La Llorona bir Latin Amerika masalıdır. La Malinchi adlı bir Aztek kızı, Herman Cortez adlı bir köle tüccarına satılmış ve ondan iki çocuğu olmuştur. Cortez, çocukları İspanya'ya götürmek ister, tanrılar da La Malinchi ile konuşup eğer çocuklar giderlerse döndüklerinde halkının felaketi olacaklarını söylerler. La Malinchi de çocukları nehre götürüp boğar, daha sonra ağlayarak nehir kıyısında çocuklarını aramaya başlar böylece La Llorona (ağlayan kadın) olur. Meksika'da gece yarıları çocukların dışarı çıkmasına, nehirlere yaklaşmasına izin vermezler çünkü La Llorona'nın onları kendi çocukları zannedip alıkoyacağına inanırlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder